Güvenliğin de Ekonominin de Temeli İyi Yönetim

18 Ağustos sabahı Günaydın Ada programında güvenlikten nüfus politikasına, Türkiye ile ilişkilerden kamu maliyesine kadar ülkenin temel meselelerini konuştuk. İlk bakışta birbirinden ayrı görünen bütün bu başlıklar aynı temel sorunda birleşiyor: Yönetim kapasitesinin zayıflaması ve halkın devlete duyduğu güvenin aşınması.

Meclisten Kaçmak Halktan Kaçmaktır

Cumhuriyet Meclisinin güvenlik gündemiyle toplantıya çağrılması, son dönemde yaşanan ağır olaylar karşısında halkın duyarlılığını Meclise taşıma girişimiydi. Hükümet bu çağrıya katılmayarak nisabın oluşmasını engelledi.

Oysa yapılması gereken son derece açıktı. Hükümet Meclise gelecek, bugüne kadar alınan önlemleri anlatacak, bundan sonra atılacak adımları açıklayacak ve muhalefetin önerilerini dinleyecekti. Böyle bir yaklaşım devlete duyulan güveni güçlendirirdi.

Hükümet ise meseleyi siyasi polemiğe dönüştürdü. Güvenlik kaygılarının konuşulmasını devlete, polise ve güvenlik güçlerine yönelik bir saldırı gibi sunmaya çalıştı. Hatta tartışma şehitlerin kemiklerini sızlatmaya kadar götürüldü.

Devleti savunmanın yolu sorunları gizlemekten geçmez. Devleti savunmak; kurumları çalıştırmak, halkın kaygılarına cevap vermek ve çözüm üretmektir. Halkın temsilcilerinden kaçmak, doğrudan halktan kaçmaktır.

Güvenlik Sayılardan İbaret Olamaz

Hükümet suç sayılarının düştüğünü söyleyerek ülkede güvenlik sorunu bulunmadığı algısını yaratmaya çalışıyor. Oysa güvenlik yalnızca polis kayıtlarındaki toplam suç sayısıyla ölçülemez.

İnsanlar sokakta kendilerini ve çocuklarını güvende hissediyor mu? Yıllardır ülkede kaçak yaşayan kişiler ağır suçlara karışabiliyor mu? Uyuşturucu kullanımı, düzensiz göç ve denetimsizlik günlük yaşamı tehdit ediyor mu? Toplumun esas soruları bunlardır.

Suç sayısı 8 bin yerine 800 olsa bile insanlar çocuklarını sokağa gönderirken endişe duyuyorsa ortada yönetilmesi gereken ciddi bir sorun vardır. Güney Kıbrıs’la yapılan rakamsal karşılaştırmalar da bu tedirginliği ortadan kaldırmaz.

Güven duygusu Başbakan’dan başlar. Halk, ülkenin ciddiyetle yönetildiğini, sorunların görüldüğünü ve gerekli önlemlerin planlı biçimde alındığını hissetmek ister.

Nüfusu Bilmeden Ülke Yönetilemez

2026 yılında hâlâ nüfusumuzu bilmiyoruz. Başbakan nüfus sorularını geçiştiriyor, İçişleri Bakanlığı sürekli yeni açıklama tarihleri veriyor ve ortada güvenilir bir sonuç bulunmuyor.

Son bir kez kapsamlı bir nüfus sayımı yapılabilir. Gerekirse bir gün evlerde kalınarak sağlam bir başlangıç fotoğrafı çekilebilir. Ardından adres kayıt sistemi, muhaceret verileri, çalışma izinleri, öğrenci kayıtları ve ülkeye giriş çıkış bilgileri dijital ortamda birbirine bağlanabilir.

Bu sayede aynı yöntemle tekrar tekrar sayım yapılmasına ihtiyaç kalmaz. Devlet, ülkede kimlerin yaşadığını, nerede yaşadığını ve hangi statüyle bulunduğunu güncel biçimde izleyebilir.

Nüfus bilgisi yalnızca güvenlikle sınırlı bir ihtiyaç da sayılamaz. Kaç hastaneye, kaç okula, kaç öğretmene, kaç sağlık çalışanına ve ne kadar altyapıya ihtiyaç bulunduğu nüfusa göre hesaplanır. Yeni hastane binaları yapmak tek başına yeterli olmaz. Kadroların, acil servislerin, yatak kapasitesinin ve hizmet bölgelerinin gerçek nüfusa göre planlanması gerekir.

Belediyelerin yürüttüğü dijital hane ve adres kayıt çalışmaları bu sürece önemli katkı sağlar. Ancak belediye kayıtları kapsamlı nüfus sayımının yerini tutamaz. Devlet üzerine düşeni yapmalı, güvenilir nüfus fotoğrafını çekmeli ve ardından sürekli güncellenen bir sisteme geçmelidir.

Çözüm: Etkili Takip ve Kurallı Giriş

Kimlikle girişlerin kaldırılması yönündeki önerilere katılmıyorum. Kuzey Kıbrıs bir turizm ülkesidir. Geliş amacı, dönüş tarihi ve kalacağı yer belli olan insanların ülkeye pratik biçimde girebilmesi önemlidir.

Pasaportla giriş yapmak, kişinin suç işlemeyeceğini garanti etmez. Esas ihtiyaç, ülkeye kimin hangi amaçla geldiğini bilmek ve bu amaç ortadan kalktığında kişinin statüsünü takip edebilmektir.

Burada okuyacak, turizm hizmetlerinden yararlanacak veya çalışma izniyle ekonomiye katkı sağlayacak herkesin başımızın üzerinde yeri vardır. Öğrenci kaydını yalnızca ülkede kalabilmek için kullananlar, çalışma izni sona erdiği hâlde ülkede bulunanlar ve geliş amacı dışında faaliyet gösterenler ise etkili biçimde takip edilmelidir.

Ön onay mekanizması, üniversite kayıtlarının düzenli kontrolü, muhaceret ve çalışma izinlerinin bütünleşmesi, ülkeye giriş ve çıkışların dijital takibi bu düzenin temel parçalarıdır.

Kapıları herkese kapatmak kolaycı bir yaklaşımdır. İhtiyacımız olan, açık kapıları kurallarla ve güçlü denetimle yönetebilen bir devlettir.

Türkiye ile İlişkiler Projelerin Ötesine Geçmelidir

Türkiye’nin finansmanıyla yolların ve kamu binalarının yapılması önemlidir. Ancak Türkiye ile ilişkilerimizi yalnızca Türkiye’de yapılan ihaleler ve burada tamamlanan projeler üzerinden değerlendiremeyiz.

Özellikle 2004 sonrasında imzalanan ekonomik programların temel hedeflerinden biri, Kıbrıslı Türklerin kendi kurumlarını güçlendirmesi, kamu maliyesini yönetebilmesi ve orta vadeli programlar hazırlayabilmesiydi.

Bugün bazı fiziki projeler tamamlanırken devletin mali kapasitesi zayıflıyorsa ilişkinin temel hedeflerinden biri kaybolmuş demektir. Cari harcamaların borçlanmayla karşılanması, iç borcun hızla büyümesi ve bütçenin mali çıpalarını yitirmesi ciddi bir sistem sorununa işaret ediyor.

Türkiye ile ilişkiler hem kalkınma projelerini ilerletmeli hem de Kıbrıslı Türklerin kurumsal kapasitesini güçlendirmelidir.

CTP Türkiye ile Çalışabilir

CTP’nin iktidara gelmesi hâlinde Türkiye ile çalışamayacağı yönünde ucuz bir propaganda yürütülüyor. Geçmişte Türkiye ile birlikte çalışıldı, ekonomik programlar hazırlandı ve yerel gelirlerin yerel giderleri karşılama oranı yüzde 80’ler seviyesinden yüzde 100’e çıkarıldı.

Zaman zaman reformların içeriği ve uygulanma biçimi konusunda görüş ayrılıkları yaşandı. Demokratik siyasette bu son derece doğaldır. Önemli olan, Kıbrıslı Türklerin reform ihtiyacını kendilerinin belirlemesi, toplumsal desteği oluşturması ve Türkiye ile dürüst bir iş birliği kurmasıdır.

Yıllarca protokollere imza atıp yükümlülükleri yerine getirmeyen, Türkiye’yi oyalayan ve kendi sistemini çökerten anlayışın sorgulanması gerekir.

Türkiye hangi parti iktidarda olursa olsun Kıbrıs Türk halkıyla çalışacaktır. Yeni hükümetin görevi ihtiyaçları doğru projelere dönüştürmek, güvenilir bir program ortaya koymak ve Türkiye ile karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki kurmaktır.

Kamu Maliyesi Duvara Vurdu

Yerel gelirlerin yerel giderleri karşılama oranı yeniden yüzde 84 civarına geriledi. İç borç hızla büyüdü. Devlet cari harcamalarını karşılamak için sürekli borçlanıyor.

Bu tablo iyi maliye yönetimi olarak sunulamaz. Borçla maaş ödemek ve günlük harcamaları finanse etmek başarı sayılamaz. Bütçe açık verirken geçmiş borçların vadeleri de gelmeye devam ediyor. Yeni borç, eski borcu çevirmek ve cari açığı kapatmak için kullanılıyor.

Böyle bir yapı kendiliğinden düzelmez. Borç 30 milyardan 50 milyara, ardından 90 milyara çıkarak sonsuza kadar büyüyemez. Bir ülkenin borç yükü bütçesiyle yarışır hâle gelmişse alarm zilleri çalıyor demektir.

Hükümetin açıkladığı orta vadeli mali planda bu gidişi durduracak somut bir yol haritası bulunmuyor. Yerel gelirlerin yerel giderleri karşılama oranının hangi adımlarla artırılacağı, bütçe açığının nasıl azaltılacağı ve iç borcun nasıl yönetileceği açıklanmıyor.

Bu koşullarda “maliyeyi iyi yönetiyoruz” demek, gerçekle bağını koparmış bir propagandadan ibarettir.

Borç Stoku Islah Edilmeli

İlk yapılması gereken iş mevcut borç stokunu yönetilebilir hâle getirmektir. Özellikle şube bankalarına olan kısa vadeli borçların orta vadeye yayılması gerekir. Böylece bütçenin üzerindeki aylık ödeme baskısı azaltılabilir ve yeni program için zaman kazanılabilir.

Ardından gelir artırıcı ve giderleri disipline edici önlemler birlikte uygulanmalıdır. Yalnızca harcama kesintisine dayalı bir yaklaşım toplumsal maliyeti büyütür. Yalnızca vergi artışına dayalı bir yaklaşım da üretimi ve alım gücünü zayıflatır.

Esas ihtiyaç, gelirlerin ve harcamaların niteliğini yükseltmektir. Kayıt dışılıkla mücadele edilmeli, vergi tabanı genişletilmeli, kamu kaynakları önceliklere göre kullanılmalı ve verimsiz harcamalar ayıklanmalıdır.

Bu dönüşüm, seçimden sonra topluma dayatılacak gizli bir acı reçeteyle yürütülemez. Halkın önüne seçimden önce açık, ölçülebilir ve üç yıllık bir mali program konulmalıdır.

Seçimin Temel Sorusu

Seçimden sonra mali yapının düzeltilmesi gerektiğini Türkiye de söyleyecektir. Hükümet UBP’nin veya CTP’nin başkanlığında kurulsa da bu gerçek değişmeyecektir.

Asıl soru şudur: Halktan gerçeği saklayıp seçimden sonra sert önlemler uygulayacak bir hükümet mi kurulacak, yoksa sorunu bugünden açıklayan ve çözümü toplumla birlikte geliştiren bir hükümet mi?

Partilerin önünde önemli bir sorumluluk bulunuyor. Yerel gelirlerin yerel giderleri karşılama oranını üç yıl içinde yüzde 100’e yaklaştıracak, iç borcu yönetilebilir seviyeye çekecek ve çocuklarımızın sırtına yeni yükler bindirilmesini durduracak inandırıcı bir program ortaya koymalıdırlar.

Bu halk geçmişte yüzde 80’ler seviyesindeki oranı yüzde 100’e çıkarma başarısını gösterdi. Aynı toplumsal irade ve programlı yaklaşımla bugünkü hasarı da giderebilir.

Bütün Sorunların Çözümü İyi Yönetimde Birleşiyor

Güvenlik, nüfus, eğitim, sağlık, muhaceret, çalışma izinleri ve kamu maliyesi aynı yönetim zincirinin halkalarıdır. Yeni bir polis birimi kurmak da hastanelere yeterli kadro sağlamak da muhaceret denetimini güçlendirmek de planlama, kaynak ve uygulama gücü gerektirir.

Sorunları gizleyen, eleştirileri tehdit gibi gören ve her konuyu propaganda malzemesine dönüştüren yönetim anlayışı ülkeyi bugünkü noktaya taşıdı.

Ülkenin ihtiyacı; sorunları gören, ölçen, halka açıkça anlatan ve belirli bir takvim içinde sonuç üreten bir yönetimdir.

Bütün bu sorunların çözümü iyi yönetimde birleşiyor. Kıbrıs Türk halkının uzun süredir beklediği de tam olarak budur.